Adana Bir Liman Şehri Mi? Bir Yolculuğun Hikayesi
Geçen yaz, Kayseri’den Adana’ya gitmek için sabahın erken saatlerinde yola çıkmıştım. Arabada, başımı camdan dışarıya yaslayıp yolları izlerken, içimde biraz heyecan biraz da merak vardı. Çünkü Adana’yı ilk kez görecektim ve kafamda bir sürü soru vardı. Adana bir liman şehri mi? Hani o çok konuşulan “sıcak, samimi, hareketli” şehir, gerçekten öyle miydi?
Biraz da hayal kırıklığı vardı içimde. Adana’yı hep denizle, limanla, o büyülü deniz kokusuyla bağdaştırmıştım. Kayseri’de büyüdüm; burada deniz yoktu, bir gölet bile yoktu. Denizi, okuduğum kitaplardan, gördüğüm fotoğraflardan ve birkaç tatlı hayalden biliyordum. Adana, bu eksikliği doldurabilecek bir yer miydi? Adana’nın limanı gerçekten var mıydı? İçimden “Eğer liman varsa, bir parçası olmak, orada olmak nasıl olurdu?” diye düşünüyordum.
Adana’ya Giriş: Hayal Kırıklığı
Yola çıktım, ama yolun sonu beklediğim gibi çıkmadı. Adana’ya girdiğimde, yol boyunca hep kuru topraklar, sıcağın kavurduğu geniş alanlar gördüm. Yavaşça şehir merkezine doğru ilerledikçe, her şey biraz daha sıcak ve biraz daha yoğun hale geliyordu. Beni ilk karşılayan şey, sıcağın bıçak gibi kesen yoğunluğuydu. Adana’nın sıcaklığı başka bir şeydi; her yerden, her açıdan bir bunaltıcı hava yükseliyordu. İçimden “Bir liman şehri olsa da, buradaki hava nasıl olacak ki?” diye geçirdim.
Bir liman şehri hayal etmiştim ama burada sadece toprak vardı. Kocaman tarlalar, geniş caddeler, alışveriş yapan kalabalıklar, fakat deniz… Denizin kokusunu, rüzgarını, o ferahlığı beklerken, içimdeki hayal kırıklığı giderek büyüyordu. “Adana gerçekten bir liman şehri mi?” diye sormadan edemedim. Gözlerim, deniz için arayışta ama hep başka şeylere odaklanıyordu.
Şehirde birkaç saat gezdikten sonra, sonunda Çukurova’daki limanın, yani Adana’ya ait olan Mersin Limanı’nın aslında şehre uzak olduğunu öğrendim. Yani, Adana merkezde liman yoktu. Adana’nın denizle olan bağlantısı, aslında Adana’nın içinden geçmek için bir köprüydü. Birkaç saatlik mesafe vardı Mersin’e. Bunu öğrenince, duygularım birbirine karıştı. Bir taraftan içimdeki umudu kaybetmek üzereydim, ama diğer taraftan yine de Adana’nın farklı bir büyüsü olduğunu hissettim. Liman yoktu, ama Adana yine de bir yolculuktu.
Yüreğimdeki Liman
Mersin’e gitmeye karar verdim. Yolda yine uzun uzun düşündüm. Adana’da olmasam da, denize olan özlemim bir şekilde tazelendi. Adana’nın sıcağında, yol boyunca çay içtiğim dükkanlarda sıcak sohbetler ettim, insanlarla tanıştım. Her şey farklıydı ama her şeyde bir samimiyet vardı. Bir yanda kaybolmuşum gibi hissettim, bir yanda ise kendimi buluyordum. Liman yoktu ama, belki de Adana’nın gerçekten bir liman gibi olması gereken tek şey, o samimiyet ve içtenlikti.
O an, başka bir şeyi fark ettim: Belki de bir şehri liman olarak görmek, sadece denizle değil, insanların sıcaklığıyla, onları sarmalayan hayatla alakalıydı. Adana’da liman yoktu belki ama insanlar birbirini kabul ediyordu, bir arada yaşamanın, zorluklara karşı dayanma gücünün, hatta bazen sıcağın içinden sıyrılabilmenin bir yolu vardı. Liman, insanın içindeki bir yerdi; hani o güvenli alan, rahatladığın yer, huzurlu bir sığınak. Ve belki de Adana, beni liman olarak sarmak istiyordu.
Mersin Limanı ve Gerçek Liman Arayışı
Mersin Limanı’na vardığımda ise, deniz bambaşka bir duygu verdi. O kadar beklentim yoktu, ama o denizin sesi, dalgaların hışırtısı bir anda beni sarstı. İşte o zaman, limanla Adana arasındaki farkı derinden hissettim. Adana’nın limanı, insanların kalbinde bir yerdeydi. Ve Mersin Limanı, bana gerçekten denizin ne kadar güzel olduğunu hatırlatmıştı. O büyük gemiler, konteynerler, deniz kokusu… Bunlar başka bir dünyaya aitti. Ama Adana, aslında tam olarak bu değildi.
Geri dönerken, Adana’nın bana sunduğu şeyin limandan çok daha derin olduğunu fark ettim. İnsanların bir arada yaşama şekli, hoşgörüleri, samimiyetleri bir limandı. Mersin Limanı’na bakarken, bir şehirdeki asıl limanın aslında denizle değil, insanlarla kurulan o bağla olacağını düşündüm. Belki de Adana’da bir liman yoktu, ama belki de denizden çok daha önemli olan şey, insanın ruhundaki limandı.
Sonuç: Liman, Gerçekten Nerede?
Adana bir liman şehri mi? Belki değil. Ama Adana’nın içinde bir liman vardı. Adana’nın sıcağında, toprak kokusunda, sokaklarındaki gülüşlerde ve insanlarının gözlerindeki samimiyette bir liman vardı. Belki de liman, sadece denizde bulunmaz. Bazen, insanlar ve yaşamın içindeki sıcaklık, bir şehri liman gibi yapar. Adana’nın bana verdiği duygular da, bir limanın sıcaklığı gibi, kalbimde derin bir iz bıraktı.
Kayseri’ye dönerken, “Adana bir liman şehri mi?” sorusuna tam bir yanıt veremedim. Ama bir şey kesin: Liman, bazen bulunduğun yer değil, hissettiğin yerdir.